Enerji Haberleri | Enerji Piyasası | Enerji Sektörü | Enerji Gündemi | Enerji Çalışanları | Elektrik Piyasası - Madencilik Sektöründe Yaşanan İş Kazaları
Rusya'nın Doğalgaz Başkenti
Türkiye Geneli Elektrik Kesintileri
Elektrik Faturanızın Doğruluğunu Kontrol Edin

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Madencilik Sektöründe Yaşanan İş Kazaları

Nadir AVŞAROĞLU
Son dönemde madencilik sektöründe yaşanan gelişmelere ilişkin görüşlerimi kaleme aldım.
01.12.2014 / 22:08

Madencilik sektörü, doğası gereği özellik arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimi gerektiren dünyanın en zor ve riskli iş koludur. Son günlerde madencilik faaliyetleri sırasında yaşanan iş kazalarında pek çok çalışan yaşamını kaybetmekte ya da sakat kalmaktadır. Yine son yıllardaki kaza istatistikleri incelendiğinde, özellikle madencilik sektöründe iş kazalarının belirgin bir şekilde artarak devam ettiği görülmektedir.


Türkiye, maden kazaları sonucu yaşanan ölümlerde dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Dünyanın en büyük kömür üreticilerinden bir tanesi olan Çin'de, 2008 yılında 100 milyon ton başına düşen ölüm sayısı 127 olurken, Türkiye'de bu rakam 722 olarak kaydedilmiştir. Çin'de, 2008 yılında 100 milyon ton başına 127 kişi hayatını kaybederken, bu sayı 2013 yılında 37'ye düşmüştür. Dünyanın en büyük kömür üreticilerinden birisi olan ABD’nde de, 100 milyon ton üretim başına 1 ile 6 kişi yaşamını yitirmiştir. Türkiye'de ise 2000 yılında 100 milyon ton başına 710 kişi hayatını kaybederken, 2008 yılına gelindiğinde bu rakam 722'ye çıkmıştır.


Bilindiği gibi ülkemiz, iş kazalarında dünyada üst sıralarda yer almakta, maden kazaları son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. TÜİK kayıtlarına göre; 2008 yılında 43 maden çalışanı iş kazası sonucu yaşamını yitirmişken, 2009 yılında bu sayı 92‘ye çıkmıştır. 2010 yılında 105 işçi, 2011 yılında 77 işçi, 2012 yılında 61 işçi maden kazalarında yaşamını yitirmiştir. 2014 yılında maden sektöründe iş kazaları sonucu 400 civarında insan hayatını kaybetmiştir. Son 11 yıldaki büyük ölümcül yer altı maden kazaları incelendiğinde durum daha da net ortaya çıkmaktadır.




Son 11 yıl içinde maden kazalarında toplam 1.275 maden emekçisi hayatını kaybederken yukarıdaki tabloda da verildiği gibi büyük maden kazalarında toplam 475 madenci hayatını kaybetmiştir. Sadece yer altı maden işletmelerinin incelendiği bu tabloda da görüleceği gibi bu kazalardan sadece birinin metal (Kastamonu/Küre) madeninde bant yangın sonucu oluştuğu diğer tümünün yeraltı kömür işletmelerinde meydana geldiği görülmektedir.


Diğer taraftan son 30 yılda ülkemizde meydana gelen büyük maden kazaları incelendiğinde; 20 büyük kaza meydana geldiği ve bu kazalarda toplam 956 kişinin yaşamını kaybettiği görülecektir. 1992 yılında Zonguldak-Kozlu’da yaşanan ve 263 maden emekçisinin hayatını kaybettiği maden kazası kamu için milat olmuş ve 1992 yılından bu yana kamuda facia niteliğinde kaza olmadığı görülmüştür.


Yine bu kazalar dikkatle incelendiğinde iki kaza hariç tüm kazaların taşeron veya rödevans uygulamasının olduğu ocaklarda meydana geldiği görülmektedir. Bu durumda bizlere göstermektedir ki taşeronlaşma olarak nitelendirdiğimiz ve giderek emek sömürü haline dönüşen sistemin gözden geçirilmesi ve en azından madencilik başta olmak üzere ağır iş kollarında izin verilmemesi gerekmektedir. Madencilik sektörü ölüm ve kaza istatistiklerinde de görüldüğü gibi eğer köklü değişiklikler yapılmaz ve gerekli önlemler alınmaz ise önümüzdeki birkaç yıl içerisinde benzeri birçok facianın yaşanması kuvvetle muhtemeldir.


Son yıllarda ülkemizde yaşanan ölümcül madencilik kazaları dikkatle incelendiğinde bu kazaların en önemli nedenlerinden birisinin de taşeron firma ya da rödövansla çalışan firma tarafından oluşturulan üretim zorlaması olduğu bilinmektedir. 13 Mayıs tarihinde Soma’da meydana gelen ve 301 madencinin hayatını kaybettiği madencilik kazası ön raporunda taşeron şirketin saha sahibi TKİ ile yapılan sözleşmeye göre 1.500.000 ton/yıl yapılması gerekli üretim yerine 3.500.000 ton/yıl üretim yaptığı görülmüştür. Denetim kurumları bu duruma müdahele etmediği gibi taşeron şirketin televizyonlar karşısına çıkarak ocak devletin elinden çıktıktan sonra kömür üretim maliyetinin 1/3’e kadar düştüğünün reklamı yaptırılmıştır.


Yine aynı raporda ruhsat sahibi TKİ ile yapılan sözleşmeye göre 9 Mart 2017 tarihinde tamamlanması gereken üretim miktarı 15 milyon ton iken bu rakam 2014 yılı Mayıs ayı başında yakalandığı görülmektedir. Bu üretim miktarının elde edilmesi için düşük ilk yatırım maliyeti ile dar alanda mekanize üretim yerine emek yoğun klasik üretim yöntemi belli kısımlarda uygulanmıştır. 13 Mayıs tarihinde Soma’da meydana gelen ve 301 madencinin hayatını kaybettiği madencilik kazasında 200’ün üzerinde ölüm bu kısımda meydana gelmiştir.


 


Maden kazalarında görülen bir diğer aksaklık ise gerek devletin gerekse de ilgili şirketlerin bir Acil Durum Planı’nın bulunmayışıdır. Bilindiği gibi madencilik kurtarma (Tahlisiye) faaliyetleri kendine has özelliklere sahiptir. Gerek Soma’da yaşanan madencilik kazası ve gerekse de Ermenek’teki kazada da görüldüğü gibi kazanın oluştuğu ilk anlarda kurtarma faaliyetlerinin AFAD, AKUT ve itfaiye ekiplerinin ocağa girmesi çok büyük bir yanlışlıktır. Ocağa girmesi gereken ilk ekibin yer altı kurtarmaları konusunda uzman tahlisiye ekibi olması ve bu ekiplerin yönlendirilmesi sonucunda diğer yardımcı ekiplerin görev alması gerekmektedir. Ayrıca her ocakta işveren tarafından hazırlanmış ve uygulanabilen bir acil durum planının olması ve uygulanması gerekmektedir. 


Madenlerdeki denetim eksiklikleri ve yanlışlıkları konusu sektör çalışanları tarafından her platformda dile getirilmesine rağmen bu konularda en ufak bir mesafe kat edilememektedir. Maden ve İş Güvenliği Mevzuatları’nın işçi ölümlerinin, meslek hastalıklarının önlenmesinde tek başına yeterli olmadığı Soma ve Ermenek’te yaşanan facialar ile bir kez daha açığa çıkmış ve bu facialar fiili olarak ilgili mevzuatın yetersiz olduğunu kanıtlamıştır.


Madencilik sektöründe yapılması gereken en önemli denetlemeler olan ve maden mühendisi tarafından yapılacak teknik nezaret ile iş güvenliği uzmanı denetlemelerinin birçok eksik noktası bulunmaktadır. Bu konuda birçok şey söylemek mümkün ancak kamu adına denetim görevi gören bu insanların günümüz Türkiye’sinde maaş aldıkları kuruma karşı tam bir denetim yapamayacakları da son derece açıktır. ETKB’na bağlı Maden İşleri Genel Müdürlüğü ve Çalışma Bakanlığına bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nün denetimlerinin ise göstermelik ve kâğıt üzerinde denetimler olduğu artık tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.    


ÖNERİLER


Son 30 yılda önemli madencilik kazaları incelendiğinde, bu kazaların büyük oranda yer altı maden işletmelerinde ve kömür ocaklarında olduğu görülmektedir. Yurdumuzdaki yer altı kömür ocakları ise ağırlıklı olarak Trakya havzası (Edirne, Tekirdağ), Ege havzası (Soma, Gediz, Muğla, Eynez), Karaman Havzası (Karaman, Ermenek) ve Zonguldak’ta (Zonguldak, Bartın) bulunmaktadır. Daha küçük ölçekli Çayırhan, Merzifon, Suluova gibi yer altı maden işletmeleri de vardır.


Bu yüzden madencilik kazalarının sıkca yaşandığı bu havzalar bir bütün şeklinde değerlendirilmeli ve ilgili devlet kurumlarınca havzanın özel koşulları dikkate alınarak havza ile ilgili özel işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalıdır. Yine bu havzalarda, havza madenciliği ve ölçek ekonomisi mutlaka yaşama geçirilmeli üretim zorlamasına engel olunmalıdır.


Yer altı ocaklarında çalışan başta teknik nezaretçilik görevini üstlenen maden mühendisleri olmak üzere madencilik eğitimi konusu yeniden ele alınmalıdır. Madenciliği, mühendisliğin bilim ve tekniğinden uzaklaştıran ve mühendisi işverenin insafına bırakan yanlış madencilik politikalarından derhal vazgeçilmelidir. Yer altı madenlerinde iş sağlığı ve güvenliği uzmanı olarak görev yapacak kişiler mutlaka konunun uzmanı kişiler olmalıdır. Teknik Nezaretçinin ve İş Güvenliği Uzmanının ücretini işverenden alması engellenmeli, mesleki bağımsızlıkları güvence altına alınmalıdır. Yer altı maden işletmelerinde çalışan işçilerin kesinlikle sendikalı olmaları sağlanma, maden işletmeciliğine yönelik lLO sözleşmeleri imzalanmalı ve yaşama geçirilmelidir.


Günümüzde mostra madenciliği giderek azalmakta ve gelecekte derin yeraltı madenciliğine doğru bir gidiş yaşanmaktadır. Bu anlamda yeraltı üretim kültürünün yaşatılması büyük önem taşımaktadır. Yeraltı üretim kültürünün yaşatılması için, bu konuda deneyimli TTK ve TKİ gibi kamu kuruluşlarımızın ayakta kalması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu kurumlarımız    üretim    yaparken   aynı   zamanda    iş   güvenliği    ve    eğitim anlamında okul görevi de görmektedirler. Bu nedenle güçlendirilmeleri için gerekli çalışmalar zaman geçirilmeden yapılmalıdır.


Madenlerimiz; kamu yararı öncelikli olarak, mühendislik bilim ve tekniğine, ölçek ekonomisine ve havza madenciliğine uygun olarak planlanmalı ve işletilmelidir. Ucuz işgücüne dayalı maden işçilerini köleleştiren çalışma anlayışı terk edilmelidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin kararların alınmasında, üniversiteler, sendikalar ve meslek odalarından görüş alınmalı madenciliğin tüm bileşenlerinin taleplerini karşılayacak bir yapı oluşturulmalıdır. Bundan önce olduğu gibi "gerekenler yapılacaktır" gerekçesinin arkasına sığınılmadan gerçek sorumlular belirlenmelidir.


Nadir AVŞAROĞLU


Maden Mühendisi
Bu yazi toplam 4347 defa okundu
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR